O/Hakkari’de Bir Mevsim | Ferit Edgü | Kitap Değerlendirmesi

“O”/ Hakkari’de Bir Mevsim 

Şiirsel bir roman deneyimi, klasik kurguya bir başkaldırı… Ferit Ergün’ün en bilinen romanı “O” diğer adı ile “Hakkari’de Bir Mevsim” kitabını beraberce değerlendirelim. 

Ferdi Edgü’yü “küçürek” öykülerinden tanıyordum. Hatta denilebilir ki, bu öykü tarzının ülkemizde en önemli temsilcisidir. Az sözcükle ve şiirsel bir bakışla yazdığı bir paragraflık öyküleri beni ve yazım tarzımı etkileyen bir edebiyatçı Ferit Edgü. Elli kuşağının temsilcisi olmakla övünen ve Paris’te güzel sanatlar okuduktan sonra yeni ve varoluşçu anlatım tarzıyla edebiyatımızda istisna bir yere sahip olan Edgü, asker öğretmen olarak Hakkari’ye görevlendirilmesiyle hayatımızda bir kırılma noktasından bahseder. 1964 yılının Hakkari’nde hiç görmediği bir yokluk ve varlık mücadelesine şahit olan Edgü kendi ifadesiyle artık eskisi gibi yazamaz ve şiir gibi bir üslupla imgesel bir dil edinir, aslında geliştirir demeliyim. Çünkü onun edebiyat anlayışında hep minimalist yazmak vardır. Hakkari’deki deneyimleri zihninde yüklendikten sonra 1976 yılında bu deneyimlerinin romanını yazar ve 1977 yılında “O”, filminin çekilmesinden sonraki ismiyle “Hakkari’de Bir Mevsim” kitabını edebiyat literatürümüze katar. 

Hakkari’de Bir Mevsim kitabı Ferit Ergün’ün üç romanından birisidir. Yayınlanış sırasına göre romanları: Kimse, O/Hakkari’de Bir Mevsim, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı. Yazın dünyasına bir çok türde eser veren Ferit Edgü, iyi bir öykücü olmasına rağmen bu kitabıyla ön olana çıkar ve kitap bir çok ödül alır. Kitapta Hakkari’nin bir köyüne öğretmen olarak gelen bir adamın yaşadıklarını okudukça özel ve deneysel bir anlatımla okuruz. İsmi verilmeyen öğretmenin buraya nasıl geldiği belli değildir. Yazar, okuyucuyu bu anlamda belirsiz bırakarak adeta öğretmenin varoluşsal çırpınışlarını vurgulamak istemektedir. Öğretmen, hiç bir denize kıyısı olamayan oldukça uzak ve sarp dağlarla çevirli Hakkari’ye bir gemi kazasıyla geldiği şüphesine kapılırken diğer yandan buraya sürülmüş olabileceği ihtimali aklını karıştırmaktadır. Ne geçmişini tam olarak hatırlayabilmekle ne de geleceğe dair öngörülerde bulunabilmektedir. Hatta yaşadıkları düş mü gerçek mi bunu bile bazen ayırt edememektedir. Yazar bu bunalımlı ve bulanık alanı, şiirsel üslubu ve sembolik çağrışımlar içeren ifadeleriyle daha da vurgular. Bazen anlatıcıdır yazar, bazen kendisi olarak seslenir, bazen okuyucuya hitap eder doğrudan, bazen kendisine konuşur. Okuyucu her anlamda farklı bir deneyime sürüklendiğini hisseder. Kitabın ilk bölümündeki olaylar belirli bir sıra ile ilerlerken ikinci bölümde zaman da , mekan da iç içe geçer. Tanımadığı insanlardan kendisini tanıdıklarını düşündüğü mektuplar alır ve yine kim olduklarını bilmediği kişilere mektuplar yazar. Hiç tanımadığı bu coğrafyada (Kendini bir deniz insanı olarak tanımlar çoğu zaman) dilini bilmediği, ölümün ve cehaletin çok sıradan olduğu ve yoksunlukla yetinmenin bir meziyet kabul edildiği bu köyde, yalnızlığı içinde kendisini sorgularken bir yandan da o insanların acılarını paylaşmaya başlar. Bir yabancılaşmanın şiirsel romanıdır aslında bu kitap. “O” olduğunu çarpıcı bir şekilde fark etmenin anlatısıdır.

Edebiyat dünyasında “yabancılaşma” konusu çokça işlenmiştir. Farklı tarzlarda, farklı mekanlarda ve farklı konularda ele alınsada karakterlerin özellikleri benzerdir. Mesela; 

Genç bir doktorun anıları- Bulgakov

Yaban- Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Kafka

Aylak Adam- Yusuf Atılgan

Yabancı- Albert Camus

Yer Altından Notlar-Dostoyevski

Kitapta imgesel olduğunu düşündüğüm figürlerden birisi Süryani Kitapçı’dır. Kitapçı’nın, roman kahramanına farklı dillerde kitaplar vermesi sonra yine Kitapçı’nın başına gelenler Ferit Ergün’ün şiirsel anlatımının taçlandığı yerler diye düşünüyorum. Kitapçı ona dilini bilmediği kitaplar vererek adeta dilini bilmediği bu coğrafya’yı bu kitapları anlamaya çalışması gibi anlamasını söyler ki öyle de olur. Halit de yine üzerinde durulması gereken başka bir karakterdir. Onun yabancılaşma öyküsü de kendisine göre. 

Edebiyatımıda bir anlatı devrimi yapmaya çalışan Elli kuşağının yazarları içerisinde istisna bir yeri olan Ferit Ergün’ün bu eşsiz romanı size aşikar olanı gizemlerle dolu bir bakışla sunma iddiasında ve bunu oldukça iyi başarıyor.

“Hoca, benim kardeş hasta, diyor.

Nesi var? diyorum.

Ateşi var çok, diyor. Ölecek.

İlaç vereyim mi? diyorum.

Hayır, portakal ver, diyor. Portakal yememiştir hiç…”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s