J.D.Salinger | Çavdar Tarlasında Çocuklar | Kitap Değerlendirmesi

Bazı kitapların konusu, bazı kitapların dili, bazı kitapların karakterleri, bazı kitapların mekanları daha çok ön plandadır. Yani aslında bizde yer eden kitapların bu unsurlardan birisiyle bizi etkilediğini söyleyebilirim. Bazı kitaplarda tüm unsurlar iyi olabilir fakat illaki bir unsur daha ön plandadır. Suç ve Ceza deyince ilk “Raskolnikov” gelir aklıma; Kafka diyince şato gelir; İçimizdeki Şeytan deyince “O hüzünlü aşk öyküsü” gelir; Yaşar Kemal deyince “Çukurova” gelir. Listeyi uzatmak mümkün ama her bir eserde baskın olan bir yan vardır. Salinger’in bu kült eserinde benim en çok dikkatimi çeken kitabın dili oldu. Çünkü konusuyla çok da ilginç olmayan bu kitapta Salinger o kadar canlı ve çarpıcı bir dil kullanıyor ki, çok ustaca oluşturduğu Holden karakterini var eden şeyin bu dil olduğunu düşünüyorsunuz. 

Kitabı okumaya başladığımda şöyle yerime bir kez daha yerleştim diyebilirim. İlk mısralarından itibaren kitap bana hemen Otomatik Portakal kitabındaki Alex isimli karakteri hatırlattı. O da sokak ağzıyla konuşuyor ve olabildiğince küfür ve argo karıştırıyordu cümlelerine. Normalde edebiyatta küfür ve argo kelimelerinin yoğun olarak kullanılmasını eksi bir durum olarak görürüm. Fakat bu iki kitapta o kadar ustaca kullanılıyor ki bunlar, adeta üslubu besleyen şeyler olarak karşımıza çıkıyor. İşte buna iyi edebiyat derim ben. Normalde insanı soğutan ve uzaklaştıran şeyleri kıvamında ve yerli yerinde kullanarak yani onu araçsallaştırarak anlatımı güçlendirmek… Belki de bu iki kitabın en büyük başarısı bu. Aynı şeyi denemeye çalışan birçok yazar var. Fakat bir çoğu bunu başarmaktan aciz. Yaptıkları anlatımı beslemek şöyle dursun daha da bayağılaştırıp insanda iğreti duygusu oluşturmak… Geçen videolarda bu tarz kitapların bazılarından bahsetmiştim. 

Bu kitap bana şu soruyu da sordurdu okurken. Yazar kitaptaki üslubunu neye göre belirler? Konuya göre mi, kitabın türüne göre mi, karaktere göre mi, popüler kabule göre mi ya da yazar kemikleşmiş bir üslup mu edinmelidir? Bunun tek bir cevabı yok sanırım fakat Salinger burada karakteri baz alarak bir üslup benimsemiş ki, bunu ne kadar iyi başardığını görünce takdir etmeden edemiyorsunuz. Evet, karşımızda onyedi yaşında bir ergen var. Ancak Holden gibi biri böyle konuşabilir diyorsunuz. Karakterle üslup uyumu o kadar iyi ki, adeta karakter kanıyla canıyla karşınızda size kitapta yazılanları anlatıyor. Yazar üslubunu karaktere göre belirlemiş ve bu anlamda oldukça iyi iş çıkarmış.

Kitap 1951’de İngiltere ve ABD’de yayınlanmış ve oldukça popüler olmuş. Hatta beş altı ay içerisinde altmışıncı baskısına ulaşmış. Kitabı bu kadar popüler yapan Holden karakterinin o dönem ABD gençleri arasında çok sevilmesi ve örnek alınması olmuş. Ayrıca kitap dünyasının en çok okunan kitaplarından biri olarak literatürde yerini almış. Onca yıldan sonra hala en çok satan kitaplar listesinde yer almakta. Kitap yayınlandığı dönemde popülerliği ölçüsünde de tepkiyle karşılaşmış. O dönemin tutucu Amerika’sında, içinde küfürler eden, dini değerleri eleştiren ve yetişkinleri yerden yere vuran bir gencin öyküsünün yer aldığı bu kitap, sansürlerle karşılık bulmuş ve acımasızca eleştirilmiş. Şimdilerde okuduğunuzda bu tepki gören kitapta kullanılan kelimelerin çok sıradan ifadeler gibi gelmesi de toplumun dönüşümünün bir göstergesi gibi geldi bana. İyi yöne mi yoksa kötü yöne mi bu değişim, takdiri size bırakıyorum artık. 

Kitabın konusundan biraz bahsetmiş oldum fakat ayrıntılı bahsetmeden önce size kitabın yazarı Salinger’den biraz bahsetmek istiyorum. Yazar bir söyleşisinde bu kitabı kendi gençliğinden esinlenerek yazdığını söylemiştir. O da Holden gibi gittiği özel okullardan atılmış ve onun gibi içi öfkeyle dolu bir gençlik geçirmiş. Derslerinde başarılı olmamasına rağmen edebiyata ilgisi erken yaşlarda başlamış. Sonrasında Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı ile üne kavuşmuş fakat yazar nedense bu ünü hiç istememiş hep insanlardan kaçarak reddetmiş. Eserleri filme çevrilmek istediğindeyse hep olumsuz yanıt vermiş. Bu anlamda edebiyat dünyası için dikkat çekici ve ilginç yazarlardan birisi. 

Kitaba gelirsek, on yedi yaşında bir gencin bir yıl önce yaşadıklarını dinliyoruz onun ağzından. Özel okullardan atılan başarısız bir çocuk olan Holden, Noel’e üç gün kala son gittiği okuldan da atılınca okulu bırakır ve bu üç gün kendini New York’un yetişkin gece hayatına bırakıverir ve bu süreçte biz Holden’in bir ergen gözüyle insanların ikiyüzlülüğüne, yapmacıklığına ve toplumun dayattığı rollere karşı isyanına şahit oluruz. Asabi bir akıcılıkla konuşan Holden herşeyi eleştirmektedir ki en başta da kendisini eleştirmektedir.

Kitabın neden bu kadar popüler olduğu konusunda edebiyat dünyasında kafalar biraz karışık. Okurken ben de bunu sordum kendime sürekli. Kitap ne Otomatik Portakal gibi sistemi sorguluyordu ne de o dönem sürekli kıyaslandığı kitaplardan olan Tom Sawyer gibi iyi kalpli afacan bir çocuk sunuyordu okurlarına. Belki de insanların hoşuna giden Holden’ın bizatihi kendisiydi. Okurların bir çoğu bu kitaptan ders çıkarmaya çalışarak belki de boşuna yoruluyordu ya da bir anlam aramakla. Kitap sadece bize Holden’ı tanıtıyordu ve Holden gerçekten ilgi çekici biriydi.

Değerlendirmeyi video izlemek isterseniz ; https://www.youtube.com/watch?v=H1uEL6wkxJ4

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s